Bir zamanlar bayramlar vardı…Takvim yapraklarına değil, kalplerimize yazılan.Dünya çok hızlı dönüyor, her şey çok çabuk tüketiliyor.Oysa ruhumuzun en kuytu köşelerinde hâlâ o çocuksu saflığın, o “el öpmek için” heyecanla beklenen sabahların kokusu gizli.Hatırlıyor musunuz? Yeni alınan bayramlıkların başucumuzda durduğu o uykusuz geceleri… Dünyanın tüm dertlerinden uzak, tek tasamızın bayram harçlığıyla alınacak o küçük mutluluklar olduğu zamanları…Bugün lüks restoranların en pahalı menülerini önümüze koysalar da, o eski bayramların mendil arasına saklanmış şekerlemeleri kadar tatlı gelmiyor hiçbir şey. Çünkü o tatların içinde “emek” vardı, “beklemek” vardı, en önemlisi de “paylaşmak” vardı. Sevgi, parıltılı ekranların arkasında değil, göz göze gelinen bir bayram sofrasında demlenirdi. O zamanlar maneviyat, devasa binaların arasında değil, büyüklerimizin dualı ellerinde ve soframızdaki o taze ekmek kokusundaydı.
Küçük Tatlar, Dev Hatıralar
Bayram dediğimiz şey, aslında sadece takvimde bir yaprak değil; bizim en savunmasız, en saf ve en gerçek halimize yaptığımız o büyülü yolculuğun adıdır.Sabahın erken saatinde uyanmanın bile ayrı bir heyecan olduğu,yeni kıyafetlerin başucunda sabırsızca beklendiği,annelerin mutfaktan yükselen o eşsiz kokularıyla evin içini değil, ruhumuzu da doyurduğu bayramlar…Kapı kapı dolaşıp şeker topladığımız,büyüklerin ellerini öperken sadece harçlık değil,bir ömür yetecek sevgi biriktirdiğimiz günlerdi bayramlar…
Şimdi…Her şey yerli yerinde gibi, ama bir şey eksik.Sofralar var ama o eski kalabalık yok,mesajlar var ama içten sarılmalar yok,kutlamalar var ama o derin hissediş yok…Çocukluğumuzun O Bozulmamış Saflığı…
Belki de büyüdük…Belki de kalabalıklar azaldı…Belki de en çok, küçük şeylerle mutlu olmayı unuttuk…Oysa bayram dediğin;bir kapıyı çalmak,bir gönlü almak,bir çocuğun gözlerinde ışık olmak değil miydi?Bir fincan kahvede, bir dilim baklavada,bir “iyi ki varsın” cümlesinde saklıydı o eski bayramlar…Şimdi yeniden hatırlama zamanı…Küçük şeylerde büyük mutluluklar bulma zamanı…Bugün, belki eskisi gibi değil…Ama yine de birinin yüzünü güldürebiliyorsak,bir kalbe dokunabiliyorsak,işte o an bayramdır aslında…Bayram; küslerin barışması, kırılan kalplerin onarılmasıdır derler. Ama asıl bayram, insanın kendi kalbiyle barışmasıdır. Gerçek sevgi; birini sadece “istemek” değil, onun en saf halini sahiplenmektir. Tıpkı o eski bayramlardaki gibi; hesapsız, kitapsız ve yalan dolansız… Eğer kalbinizde de o eski günlerin saflığını taşıyan biri varsa, en büyük bayram hediyeniz odur…
Bu bayram; sadece şeker ikram etmekle kalmayalım, birbirimize nezaket, sabır ve gerçek bir bağlılık sunalım. Maneviyatın o sakin limanına sığınalım. Unutmayın; huzur çok uzaklarda değil, kalbimizin derinliklerinde, o hiç büyümemiş çocukta saklı.Gözlerinizdeki ışıltının, kalbinizdeki o saf sevgisyle birleştiği; huzur kokulu, maneviyat dolu bir bayram diliyorum.
Bayramınız mübarek olsun…
Kalbinizdeki o eski bayram sevinci hiç eksilmesin…

